« Önceki Girişler Sonraki Girişler »

eğer t a n r ı varsa…

eğer t a n r ı varsa herşeyi yaratmadan ö n c e ne yaratacağını, o yağmur damlasının oraya düşeceğini, benim bunları yazacağımı biliyordu. ya da bunları yazmamı o istedi -o yaptı.
nietzsche’yi de tanrı yarattı nietzsche’yi de tanrı öldürdü.

tanrı olsaydı bizim ne yapacağımızı bilir cennete mi cehenneme mi gideceğimize bizi yarattığı andan itibaren karar verirdi, bizim yapacağımız veya başımıza gelen kötülükleri daha z a m a n başlamadan bilirdi. yani bizim nereye gideceğimizi belirlemek için beklemesine gerek olmamalı. ki zaten hepsini tanrı yarattığından benim gülünç duruma düşmem tanrının suçu, benim inanmamam tanrının suçu, “benim suçum tanrının suçu”.

*
“eğer tanrı varsa bize yaratacak ne kalırdı” der nietzsche bunların hepsini zaten o yaratmamış mıdır? -her anı o yaratır, yaratıp izlemeye koyulmaz- bütün bunların kesin olduğu kadar kesindir tanrı yalanı.
,,
neden tanrı bize emirler veriyor? yani tanrı bize emirler verirken onlara uyup uymayacağımızı bilmiyor mu? “benim suçum tanrının suçudur”

*
tanrı bizim ne yapacağımızı bilmiyorsa bize gücünden dolayı hükmeden e f e n d i dir. biz k ö l e yizdir.
olmayan efendinin köleleri

*
eğer tanrı bana verdiği akılla ne yapacağımı biliyorsa yalnızca bir tercihim var demektir, hatta o tercihi de ben yapamam tanrı yaratmadan hiç birşey varolamaz.

tanrı’nın olmasını o kadar çok istediğim anlarda sorguluyorum ama sorgularken bana öğretilenleri tekrarlayıp kendimi rahatlatmıyorum gerçekten soruyorum.

*
galiba tanrı ne yapacağımızı bilmiyor, yoksa bizi sınamaya çalışmazdı.

*
tanrı yalnızca sen istediğin zaman varolabilir, tanrı bizi değil biz tanrıyı yaratırız.

*

tanrı bana özgür irade vermiş derler. tanrı yarattığı birşeyin ne yapacağını bilmez olur mu?  ve ne yapacağımızı biliyorsa neden bizi yapıyor?

ek:

amacım kimseyi incitmek değil, sizin tanrınızı yok ederek mutlu olmuyorum. kendi tanrımı yokediyorum, kendimle kavga ediyorum.

öyle büyük zamanlar geçer ki…

Öyle büyük zamanlar geçer ki hayatımızda en ufak bir değişiklik olmadan ve öyle ufak anlar olur ki tüm hayatımız değişir.

son zamanlardaki dengesizliğimin, olaylar, insanlar ve hayat hakkında her an farklı düşünmemin, farklı yorumlar yapmamın nedenini az çok anladım. insanlara da yavaş yavaş anlatmaya başladım çoğu söylerken kötü olmadı annem çok üzüldü ama belli etmedi. sanırım babam onu sonradan yatıştırdı benim abarttığımı filan söyledi ama ben inadına herşeyi tekrar anlattım bu sefer kötü olduğunu belli de etti. bence böyle en iyisi oldu çünkü bir perde arkasında saklayıp gerçeği ufak ufak parçalar halinde göstermek hem beni yorar hem annemi. o üzülünce bende ilk defa üzüldüğümü hissettim sesim ağlamaklı çıktı, bi garip oldum.

belki de ben gerçekten abartıyorum ama klavyede asd tuşlarının artık benim için bi anlamı olması ve onları Q klavyemde yan yana görmek üzüyor beni, heryere secundum asd yazıyorum sürekli, F klavye alabilirim heran. doktorlar önemli bişey yok ufak bi operasyon diyip peşinden yalanlar söyleyince ufak olduğuna inanmayıp google da ararım sonra kendimi en kötüsüne hazırlarım. hiç düşünmüyorlar, galiba onlar perdeyi yavaş yavaş aralıyorlar. gördüğüm her deliği iki santim ile kıyaslamaya çalışıyorum, yatarken sol göğsüme kalbimin atışına bakıyorum, elim kalbimin üzerinde uyuyorum.. ya deliriyorum ya da delirdim emin değilim.

iki hafta sürecek ikinci vizeler ve iki haftalık finaller arasında hastane ile ilgilenmek beni yorucak birde staj var ama napıcam bilmiyorum. önce sağlık, önce sağlık.

bazen çok sakin bazen çok sinirliyim katlanın bu halime demiyorum ama anlayın.
böyle buraya yazmak ne anlama geliyor bilmiyorum ne de olsa hiç bi arkadaşım bilmiyor buraya bişeyler yazdığımı, zaten yazarken sadece biri aklıma geliyor ya,, onla da aram bozuk, sanırım ilk verdiğim kurban o. doktorlar beni düzeltir bende kendi kırdıklarımı. düzelir mi bilmem ama denerim…

.sevdiğime bi sakız alsam falında ben çıksam.

beni ölüme götüren kervan

Beni ölüme götüren kervan yolunu tamamlamak üzereymiş, üzülemiyorum bile. Üzerimde bir halsizlik içimde bir sıkıntı var ama herzamankinden çok değil. Ne yapacağımı ise hiç bilmiyorum istediğim, beklediğim, ümid ettiğim o kadar çok şey var ki hangisinden başlamalıyım bilmiyorum. Sakin bir köşede ölümü mü beklesem?
Ne fark eder öldükten sonra neler yaptığım,
Neyi ne için yaptığım,
Neyi yaptığım,
Ne yaptığım,
Yaptığım,
Yap,
.

*

Borçluyum rüzgara,
bi o okşamış tenimi -hiçbirşey beklemeden-,
-sevişmişiz.

*

Acıma ama acıtma da

acıma,

yetersizlere,
zayıflara,
kusurlulara acıma.

geri kalmak belki de bu yüzden: hep arkadakilere el vermek yüzünden.

neden hep zayıflara iyi denir?
neden hiç birşey yapmamak tercih edilir de, yapmaya yönlendirilmez? –yanlış birşey yapabilme ihtimali yüzünden.
“dilencileri yok etmek gerek, çünkü insan onlara verince de pişman oluyor vermeyince de.”(nietzsche)

ama acıtma da,

acıtmamak gerektiğini söylemek gereksiz aslında fakat acı çektirmek için acımayanlara örnek olmamak için söylüyorum.

* empati, acıyı

hissetmek için değil acıtmamak için yapılmalı.

sonsuz mu dertlerim…

sonsuz mu dertlerim,
sayısız mı?
saymak ta ayrı bir dertse.

*

ağlasan yeşertebilir misin
babanı mezarında?

cansuyu olur mu gözyaşın,
can yokken bedende?
(sende can olsada)

*

Baba~~

mezarında yeşeremezsin
ama yeşeren bir çiçekle
bakabilirsin bana,
_bakılabilirsin.

biliyorum söyleyeceklerin vardı;
yaşamı anlatacaktın,
hayatı öğretecektin.
_sen söyleyemesende ben anladım:

yeterince söyleyememek yaşam,
yettirememek.
_daha güzel anlatamazdın.

*

ne güzel martılanmış alnın,
dalgalarla
(kırışık değil onlar)

*

belki de hayattan silinmiş
noktalarız biz.
(mavi-yeşil-kırmızı ise görünen)
mavi ile kırmızı silinince;
çayır çimen,
kırmızı ile yeşil yoksa;
masmavi gökyüzü ya da parıldayan deniz.

ne kadar yoksak, o kadar belirginiz.

« Önceki Girişler Sonraki Girişler »