dünyayı sadece bildiklerin ile anlamlandırmak…

dünyayı sadece bildiklerin ile anlamlandırmak dünyanın en akıllı işidir, zaten kıskandığımız cahil insanların yaptığıda aslında böyle bişey. cahil dediğimiz insanlar aslında etrafta neler döndüğünden habersiz insanlar değiller, etrafta sadece b i l d i k l e r i n i n döndüğünü düşünen insanlardır, onlarda yeni şeyler öğrenir ve bildiklerinin arasına katarlar ve biraz daha geniş bir d ü n y a y a sahip olurlar ama sadece bildikleri ile s ı n ı r l ı bir dünya olur bu.

bildiklerin ise sabit şeyler değildir, aslında sürekli çoğalır ama yalnızca ihtiyaç duyduğun alanlarda çoğalır böylece sadece ihtiyaç duyduğun şeyleri bilirsin ve sonrası seni ilgilendirmez sonrasını düşünmezsin.

bildiklerin ile sınırlı olan bir dünya senin için ideal olan dünyadır bu her insan için geçerlidir, çünkü her insanın gereksinimleri kendine özeldir. ve bildikleri kendi ihtiyaçları ile geliştiğinden kendine özel bir dünyası oluverir.

kendine özel dünyası olmak demek kendi dünyan olmak demek, kendi dünyan olması demek ihtiyaçların en aza indirgenmiş demek, dünya s e n i n demek.

hayat bayram demek.

öyle büyük zamanlar geçer ki…

Öyle büyük zamanlar geçer ki hayatımızda en ufak bir değişiklik olmadan ve öyle ufak anlar olur ki tüm hayatımız değişir.

son zamanlardaki dengesizliğimin, olaylar, insanlar ve hayat hakkında her an farklı düşünmemin, farklı yorumlar yapmamın nedenini az çok anladım. insanlara da yavaş yavaş anlatmaya başladım çoğu söylerken kötü olmadı annem çok üzüldü ama belli etmedi. sanırım babam onu sonradan yatıştırdı benim abarttığımı filan söyledi ama ben inadına herşeyi tekrar anlattım bu sefer kötü olduğunu belli de etti. bence böyle en iyisi oldu çünkü bir perde arkasında saklayıp gerçeği ufak ufak parçalar halinde göstermek hem beni yorar hem annemi. o üzülünce bende ilk defa üzüldüğümü hissettim sesim ağlamaklı çıktı, bi garip oldum.

belki de ben gerçekten abartıyorum ama klavyede asd tuşlarının artık benim için bi anlamı olması ve onları Q klavyemde yan yana görmek üzüyor beni, heryere secundum asd yazıyorum sürekli, F klavye alabilirim heran. doktorlar önemli bişey yok ufak bi operasyon diyip peşinden yalanlar söyleyince ufak olduğuna inanmayıp google da ararım sonra kendimi en kötüsüne hazırlarım. hiç düşünmüyorlar, galiba onlar perdeyi yavaş yavaş aralıyorlar. gördüğüm her deliği iki santim ile kıyaslamaya çalışıyorum, yatarken sol göğsüme kalbimin atışına bakıyorum, elim kalbimin üzerinde uyuyorum.. ya deliriyorum ya da delirdim emin değilim.

iki hafta sürecek ikinci vizeler ve iki haftalık finaller arasında hastane ile ilgilenmek beni yorucak birde staj var ama napıcam bilmiyorum. önce sağlık, önce sağlık.

bazen çok sakin bazen çok sinirliyim katlanın bu halime demiyorum ama anlayın.
böyle buraya yazmak ne anlama geliyor bilmiyorum ne de olsa hiç bi arkadaşım bilmiyor buraya bişeyler yazdığımı, zaten yazarken sadece biri aklıma geliyor ya,, onla da aram bozuk, sanırım ilk verdiğim kurban o. doktorlar beni düzeltir bende kendi kırdıklarımı. düzelir mi bilmem ama denerim…

.sevdiğime bi sakız alsam falında ben çıksam.

Bugünü yarın unuturum, yarın ise yaşayacağım belli değil, geçmiş zaten geçmiş

Bugün için mi yaşamalı yoksa gelecekte daha iyi bir yaşam için mi uğraşmalı?

Bugün yapmadığım ne varsa yaparım ama yarın bunları unuturum — unutmadıklarım ise geçmişte kalmıştır bir kere yapmış olmak ile yapmamış olmak arasında fark yoktur artık.

Yarın daha huzurlu daha iyi koşullarda yaşamak için uğraşırım ama yarın nerede olacağım hangi koşullarda olacağım hatta olup olmayacağım bile belli değil, böyle kesinsizlikler için yaşamak düşündükçe yıkmaz mı insanı?

“Ah ne güzel günler yaşadım”, “neler neler yapmadım ki?” ya da “keşke yapsaydım”, “keşke gitseydim” demek saçma değil mi?

Ne için yaşamalı ? Ölümsüz bir amaç için mi? Yoksa ömrümün sonuna kadar benim olacak hep olacak hiç eskimeyecek birşey için mi? Ne peki o? Sevgi mi?

Ne olacaksa o oluyor

1.
Bir bakıma ne yapmamız gerekiyorsa onu yapıyoruz. Yapacağımız herşey söyleyeceğimiz herşey ta en başından belliydi. Biz sadece izliyoruz bir etkimiz yok –ne etki edeceğimizde öncesinden belliydi. bunlarda, herşey.

Ya peki anlamı ne?

– Buradan çok farklı sonuçlar çıkarıbilir, benim temelde demek istediğim “herşey olacağına varır”, kader, kısmet değil. Gerçekten herşeyin belli olduğu; gözünü kırpmak, yanınızdan bir sineğin geçmesi, bir tozun havalanması hepsi en başından belliydi.

Bu o kadar ağır bir söylem oldu ki ne desem bilemiyorum — altından nasıl kalkacağım bilemiyorum. Bir kere söyledikten sonra da tam olarak açıklamam gerek olduğunu düşünüyorum ama yettiremiyorum kelimeleri sığdıramıyorum bir tümceye, hep bazıları dışında kalıyor ve her eksik kelime nereye çeksen oraya gider yapıyor yazıyı.
Bir çırpıda yazmak bu nedenle yanlış olur diye düşünüyorum aklıma geldikçe ekleyeceğim. Eklemeliyim, hem kendim için de bu gerekli.

2.[16.04.2007]

Birer yuvarlanan taşlarız hepimiz, bir taş nerelerden yuvarlandığına ne kadar karar verebiliyorsa biz de hayatımıza o kadar yön veriyoruz. Sadece yolun ve bizim şeklimize bağlı nereye yuvarlanacağımız, sadece karar verdiğimizi d ü ş ü n ü y o r u z.

Taş kafalıyım.

Bizim hayatımız’a etki eden etmenlerin sayısı bir hayli fazla olduğundan biz aslında karar verdiğimizi sanıyoruz, aslında biz de genetik yapımız, aile eğitimimiz, okul eğitimimiz, çevre eğitimimiz ve benzeri şeyler tarafından şekillendirilmişiz, düşünce yapımız da öyle ve bu düşünce yapımız o koşullara göre tepki veriyor, yani ne olması gerekiyorsa o oluyor, kimse karar vermiyor.

Ne olacaksa o o l u y o r,

Bizim verdiğimiz kararlar, aslında önceden olan deneyimlerimiz, isteklerimiz ile şekillenmiştir, yani aslında tek seçenek var seçimlerimiz önceden belli.

Ancak böyle o l a b i l i r d i.

Hissettiklerini söylemek için, söylediklerini hissetmen gerek

“Kelimeler yetmiyor” demem acaba söylediklerimi tam olarak hissetmememden mi geliyor? Yoksa hissetmelerim çok mu yoğun oluyor; kelimelerle anlatılamayacak kadar.

Karşımdakine düşüncelerimi aktaramadığım zamanlar.
Nasıl benim hissettiklerimi ona hissettirebilirim? diye az krizlere girmedim. Kafalarımızı tokuşturmayı bile denedim ama olmuyor. En son vardığım sonuç ise bütün bunların söylemek istediklerimi tam olarak hissetmememden kaynaklandığı.

Emin değilim ama heran sığınabileceğim bir korumam var:

“Yarın bu düşüncemin eksik olduğunu düşünebilirim ya da tamamen vazgeçebilirm fakat bugün için yapabildiğimin en iyisi bu”

kim söylemiş bilmiyorum.