yazilan.org

lorem ipsum dolor sit amet

vipassana meditasyon kursu – 10 günlük sessizlik

vipassana kursunun türkiye sitesi olan www.tr.dhamma.org un vipasana nedir sorusuna verdiği cevap şu,

olanı olduğu gibi görmek anlamına gelen vipassana, hindistan’ın en eski meditasyon tekniklerinden biridir. vipassana, evrensel hastalıklara evrensel bir çare, bir başka deyişle bir yaşama sanatı olarak 2500 yıldan daha uzun bir süre önce hindistan’da öğretilmiştir.

vipasana sadece bir meditasyon tekniği. Bir din değil, rahatlama, gevşeme için yapılan birşey veya entelektüel sohbetlerin yapıldığı kurs da değil. vipassana bir meditasyon tekniği, hayat felsefesi, yaşama sanatı diye adlandırılabilir.  kurs süresince bir bakıma vücudunuzla felsefe yapmayı öğreniyorsunuz. bu yüzden öğrettikleri okuyup kenara kaldırdığınız kitaplara benzemiyor, çünkü yaşadığınız her an bunları deneyimliyorsunuz.

kurs kuralları, ve kursla ilgili ayrıntılı bilgi kendi internet sitesinde mevcut www.tr.dhamma.org ben kişisel deneyimlerimi paylaşacağım

buddha_big

vipassana hindistanda bolca bulunan meditasyon tekniklerinden yalnızca biri, ama o kadar basit, o kadar yalın bir teknik ki 2500 yıldan uzun bir süre boyunca öğretmenden öğrenciye sadeliğini koruyarak geçip bugüne kadar gelebilmiş. öğrenmesi ve yapması çok kolay birkaç kurala dayanıyor. hatta kimi zaman öğretmene size çok farklı gelen bir sürü soru sorup her seferinde aynı cevabı alabililiyorsunuz. herşey çok basit birkaç temel şey çevresinde dönüyor.

kurs boyunca anlıyorsunuz ki siz aslında beyninizi eğitiyorsunuz, beyin çok büyük bir güce sahip fakat biz onu istediğimiz şekilde kontrol edemiyoruz, örneğin musluğu açın ve sadece akan suyu izleyin. 3 veya 4 saniye veriyorum sadece suyu düşünerek, inceleyerek izlemeniz için, hemen aklınıza keşke şunu şöyle yapsaydım, bir dahakine bunu böyle yapmalıyım, eğer şu şöyle olursa ne güzel olur… gibi geçmiş ve gelecek ile ilgili birsürü şey gelecektir. uzun bir süre sadece suyun akışını gözlemlemek çoğu kişi için neredeyse imkansız olacak, 3, 4 saniye gözlemleyip belki 5, 10 dakika düşüncelere dalacaksınız. yani beyninizi aslında çok küçük zaman dilimleri için kullanabiliyoruz geriye kalan zamanlarda beynimiz ne istiyorsa onu yapıyoruz. başka bir örnek şu an muhtemelen biryerde oturuyorsunuz ve vücudunuzun birçok kısmı biryerlerle temas halinde fakat siz birkaç saniye öncesine kadar bunun farkında değildiniz. yani beyniniz çok kaba duyumları gözlemleyebiliyor, hiçte hassan değil, hiç birşeyin tam olarak farkında değilsiniz. beyniniz çok az şeyi ve siz şimdide yaşadığınız halde sürekli geçmiş ve gelecek hakkında düşünüyor.

sizde bunun farkında olabilirsiniz ama herşeyin farkında olmaya çalışıp veya olumlu düşünmek isteyip hep olumlu düşünemiyorsunuz, kendinize söylediğiniz şeyler hep akıl düzeyinde kalıyor, bilinçaltınıza söz geçiremiyorsunuz. vipassana’nın yaptığı tam olarak bilinçaltınıza söz geçirmek, beyni ehlileştirmek, insan o kadar canlığı ehlileştirmeye çalışmış ama kendi beynini hiç ehlileştirmeye çalışmamış. vipassana da bunu yapıyorsunuz, beyninizden en fazla verimi almak için onu ehlileştiriyorsunuz ve olaylar gelişiyor, siz farkında olmaya başladıkça daha çok şey öğreniyorsunuz.

bu 10 günün size kattığını hayatınızın 10 yılı size katmayabilir bu yüzden herkesin kesinlikle yapması gereken birşey. ister memnun kalın ister kalmayın hayatınız bu 10 günden önce ve sonra olarak ikiye ayrılacaktır.

posted by Engin in abone için yazılar, engin için yazılar and have Comments (5)

bir ispat yöntemi olarak benzetme

filmlerde, kitaplarda hatta gerçek hayatta anlaşılması zor şeyleri benzetmelerle açıklarlar, örneğin bir zen üstadı her şeyi benzetmelerle açıklar. ben de karşımdakine birşeyler açıklamakta zorlanınca benzetmelere başvururum ama her seferinde aklıma shevek‘in bir sözü gelir “benzetmelerle herşeyi ispatlayabileceğini biliyorsun değil mi?”¹

benzetmeler kişinin kendi deneyimlediği şeyleri ortak yaşanmış, hissedilmiş ve bilinen doğrular üzerinden diğerine aktarması, karşısındakinin onun daha önceden yaşadığına en yakın şekilde tecrübe etmesini sağlaması için kullanılan güzel araçlardır. fakat benzetmeler her zaman bu kadar masum değiller, örneğin hayatın sırrı, düşünceler, felsefeler benzetmelerle ispatlamak istendiğinde (bunu bütün dinler yapıyor) herşey mantıklı geliyor, “galiba doğru söylüyor, aynen böyle” diyor insan. bunun nedeni, insan yaşadığı, deneyimlediği birşeyi sorgulamak gereği duymuyor. bir felsefe veya din, ölümü odunun yanması gibi sadece bir şekil değiştirme olarak açıkladığında hiç birşeyin yok olmadığını söylediğinde çok mantıklı gelir ama bunun hiç bir bilimsel, deneysel kanıtı yoktur. kişi sadece inanınır. başka bir felsefe de bize ölümü tamamlanmış bir işe benzetebilir, bitirirsin, biter, ölüm sondur diyebilir. hangisini daha çok duyuyorsanız ona inanırsınız çünkü benzetmeler bir beyin hack yöntemi, beyinde algılanan herşeyi doğru sanma açığı var ve benzetmeler de bu yöntemi kullanarak hack gerçekleştiriyor.

soyut kavramlar soyut kelimelerle açıklanmalı, somutlaştırarak açıklamak hiç bir işimize yaramaz. görülen, duyulan şeylere inanma eğilimi benzetmelerin kanıt olarak algılanmasını sağlar. beyni ehlileştirmeden kanıt olarak sunulan şeylere çok dikkat etmek gerekli, arkadaşı anlamak için bir benzetme ne kadar masum görünsede hayata yön veren şeylerde çok büyük önem taşıyabiliyor. sanırım bu durumda en iyi güvenlik duvarı benzetmelerden kaçmak oluyor. fazla uzatmıyorum, yorumlarla tartışabiliriz.

ayrıca ben bugün benzetme yapmadan birşeyleri açıklamanın ne kadar zor olduğunu da öğrendim. yine sanıyorum ki dinleyicinin yaşadığı sıkıntıların bir benzerini de anlatan yaşıyor. dinleyici kafasında canlandırdığı şeyi hernasıl hemen anlıyorsa anlatan da kafasında canlandıramadığı şeyi anlatamıyor.

* bu yazıyı okuyan çoğu kişi benimde benzetmeler yaptığım farkında olmayacak, hatta yazdıklarıma katıldıysa benzetmelerin olduğu kısımda çoşkuyla okuyacaktır ve benzetmelerle olan ilk sınavını veremeyecektir.

1. cümle tam olarak bu olmasa da, anlatmak istediği buydu.

posted by Engin in abone için yazılar, engin için yazılar and have No Comments

facebook’tan çıkıyorum

hayır amele kaynadığından değil, amele olmaya başladığımı hissettiğimden çıkıyorum, facebook amele okulunu terk ediyorum da denebilir. ya bana öyle geliyor ya da gerçekten insanlar facebook’u hayatla karıştırıyorlar, sosyal olayım derken evde göbeğini kaşıyarak share, like yapıp duruyorlar! yaptıkları herşeyi yazıyorlar, anlatmak için yaşıyorlar ne yazıkki amele olmaya başladığımdan beri bende bunları yapmak istiyorum. tutuyorum kendimi ama nereye kadar?

boş zamanlarımda kitap okurdum eskiden, çok eskiden değil yalnızca bir kaç ay öncesine kadar şimdi yeni birşey var mı diye her bilgisayarın başına oturduğumda facebook’a giriyorum. kendi kendime konuşurdum eskiden şimdi facebook statusüme konuşuyorum. sevdiğim aklıma gelince düşünürdüm sadece, şimdi facebook profiline bakıyorum.

gerçekten çıkıyorum facebook’tan daha öncede yapmıştım ama birkaçınızın ısrarı yüzünden açık dursun bari diye açmıştım. ama yalnızca facebook profili olmayan insanları yaşamıyor farzetmeye başladım, başka birşey olmadı. farkına vardım ki yaşamayan onlar değil bizleriz!

facebook belki birçoğunun sokakta olamadığı kahraman olmasına yaradı, bir tıkla israili kınadılar, cumhuriyete destek verdiler, belkide dünyayı kurtardığını zannettiler. başka bir dünya mümkünse bunu bu dünyanın tıklamasıyla yapamazsın. hani bir milyonu toplayama çalışıyorsunuz ya! gerçek dünyada bir kızı öpmekle, msnden öpücük ifadesi göndermek arasındaki kadar fark var sokağa çıkıp ifade özgürlüğü diye bağırmak arasında.

kfc de yiyip spor salonlarında koşmak zevk değil, ip atlamak zevk, çıplak ayakla toprağa basmak zevk! ben gerçekten gidiyorum ama gittiğim yer uzak değil kapının önü. kitap falan okuyorumdur, gerçek bir sohbet ediyorumdur, belki bir kediyi seviyorumdur, belkide bi köpek beni kovalıyordur. bi zahmet camdan bak da gör. yıldızları ve artık ne kadar az olduklarını, sokaktaki hayvanların ne kadar aç olduğunu, evde tv, facebook, dışarda kulağında ipod iş-okul da ise moda olan şeyden konuşmak gerçek hayat değil sadece kendimizi izole ediyoruz. ve biliyor musun o temizlikçiyle konuştum, mendilci çocuğa göz kırptım ve diğerlerinin onlardan neden korktuğunu anlamıyorum, sizin içinizdeki kötüler kadar kötü var onların arasında da. hala gerçeği hatırlıyorken yaşamaya bakmayı seçiyorum. çünkü hayatta kalmayı değil yaşamak istiyorum. ve bu zor olan değil.

facebooku kapatıyorum ama tıklayarak değil, bir daha girmeyerek yalnızca. kafamda. interneti değil facebooku bırakıyorum. ulaşmak istiyorsan da mail&telefon&adresimi bileniniz çoğunlukta zor değil yani. insanların ne yaptığını merak etmiyor değilim, arkadaşlarımla ilgiliyimdir ama onları gördüğümde bunu sormayı yeğlerim

facebook’tan gidiyorum ve kimsenin üzüleceğini de sanmıyorum. bırakın ipodları, modayı, facebok’u. dünya herzaman eğlenceli garantisi vermiyorum. ama en azından gerçek! yazdıklarımı da herkes üstüne alınsın

  1. hesabı deaktif etmek için bu form -> http://www.facebook.com/deactivate.php
  2. tamamen silmek için ise bu adres kullanılıyor -> http://www.facebook.com/help/contact.php?show_form=delete_account

1. yolun geri dönüşü var ama 2. yolu kullanırsanız ve 14 gün hesabınıza girmezseniz herşey tamamen siliniyor

posted by Engin in engin için yazılar and have Comments (9)

öğüt dediğin öyle değil böyle olur.

  • türkçe müzik dinlemek için bahane arıyomuşuz, ıssız adam yetişti. bide sanki o adam ıssız değil de sığ gibi.
  • 200bin yıldır var olan  insanlar ile 65milyon yıldır soyu tükenmiş dinozorların 1milyon yıl öncesinde buluşması tesadüf olmuş. cem yılmaz biyoloji derslerini pek iyi dinlememiş. arogu izleyince RRRrrrr!!! ı hatırladım daha güzeldi.
  • mülksüz olsak yapacak daha çok şeyimiz olurmuş. bilimle, hobilerle daha çok uğraşırmışız. aslında sahip olduklarımız bize sahip oluyormuş. sanal kitap fuarı‘da, gerçeğine yoğunluktan gidemeyenler için çok iyi olmuş.
  • içimizdeki çocuk bize iyilik değil kötülük yapıyomuş. yaparken, seçerken hatta severken bile hâlâ küçük çocuklarmışız ve her zaman onaylanmaya ihtiyacımız varmış.
  • mustafa‘yı hala izlemedim ama fettullah‘ı ilk gün izlerim.
  • bilgisayar ve internet ile bağını kesince pek bişey kaybetmiyomuşsun sadece mailleri haftada bir okuyunca bazı fırsatları kaçırabiliyomuşsun.
  • ve öğüt dediğin de öyle değil böyle olurmuş.
posted by Engin in abone için yazılar, engin için yazılar and have No Comments

empati

Edebiyat duyguları anlatma sanatıdır.

Yaşamınızın kontrolü sizde değil!
Öyle olduğunu düşünebilirsiniz, ama yanılıyorsunuz.
Elbette ki kendi kararlarınızı kendiniz vermekte özgürsünüz.
Bu kitabı kapatabilirsiniz.
O sandalyede oturmaya devam edebilirsiniz.
Ya da gözlerinizi oymak gibi çılgınca bir şey yapabilirsiniz.
Ne isterseniz yapabilirsiniz.
Ama sorun şurada: Ne isteyeceğinizi kontrol edemezsiniz.
Her davranışınızı önceden belirleyen arzularınız ruhunuzun okadar derinlerine işlemiştir ki, onlara dikkat bile etmezsiniz.
Ve bu da sizi mükemmel bir köle yapar.
Bu nedenle, hayatınızı yaşamaya devam edin. Ne isterseniz yapın.
Sadece ‘isteklerinizin’ tümüyle sizin kontrolünüzde olmadığı gerçeği üzerine kafanızı çok fazla yormamaya çalışın. (Empati, Adam Fawer, Arka Kapak)

posted by Engin in engin için yazılar and have No Comments
Syf: 1 2 3 4 5 6 İleri